Reels kaydırmak düşündüğünüzden daha eski bir eylem

Ben küçükken bir dönem berberlerde, kafelerde, huzur evlerinde... birçok ortak alan ekranında açık bırakılan bir televizyon kanalı vardı. Bu televizyon kanalında kısa komik veya ilgi çekici videolar arka arkaya sıralanırdı.

Hangi gün, hangi saatte açarsanız açın sürekli olarak ilginç kısa videolar görürdünüz.

Geçenlerde reels kaydırma bağımlılığı hakkında kendi kendime düşünürken bu kanalı hatırladım. Kanalı aradım taradım, sanırım artık uydu yayını yapmıyorlar, aşağıdaki bilgilere ulaştım. Kanal hakkında bilgi toplamak, sahip olduğu isim nedeniyle epey zor.

Bilinen son "Akıllı TV" logosu


Aralık 2006 tarihinde kullanıma sunulan AkıllıTV, milyonlarca kullanıcının orijinal olarak oluşturulmuş videoları keşfetmelerini, izlemelerini ve paylaşmalarını sağlar. AkıllıTV; kullanıcılara bağlantı kurmaları, bilgi vermeleri ve dünyadaki diğer kullanıcılara ilham kaynağı olmaları için bir paylaşım ağı desteği sağlıyor ve orijinal içerik oluşturucularla büyük ve küçük çaptaki reklamverenler için bir dağıtım platformu işlevi görüyor.

AkıllıTV, bir TTM Telekom şirketidir.

2006 yılında yanlışlıkla reels kaydırmayı bulmuşlar.

Sadece umumi alanlarda değil evlerde de açılıyordu ve insanları karşısına kilitliyordu.

  • İzlenecek iyi bir şey yoksa
  • Dinlenecek iyi bir şey yoksa
  • Sohbet edilmeye değer bir konu yoksa
  • Odadaki herkes sıkılmışsa
  • Kaliteli bir zaman geçirme ihtimali kalmamışsa
Bu kanal açılıyordu. Bu kanalın ön sıralarda olduğu, sıklıkla açık tutulduğu evlerde, ortamlarda "hoş sohbet yoktu" demek yanlış olmaz.

Çünkü izleyene hiçbir şey katmayan, süre gelmeyen, kendini irdeletmeyen, düşündürmeyen bir içerik formatı bu.

Neyse ki artık kimse bu kanalı izlemiyor.

Ama ne yazık ki artık herkes bu kanalı izliyor.

Uydudan çıkıp cebimize girdi.
  • Evlerde
  • Sokaklarda
  • Metroda, otobüste
  • Uzun yolda
  • Kısa yolda
  • Asansör beklerken
  • Asansörle giderken
  • Yemek yerken
  • Sigara içerken
  • Tiyatro salonunda, oyuncuların sahneye çıkmasını beklerken, perde arasında
  • Martı sesleri eşliğinde vapurda giderken
  • Sipariş edilen yemeğin gelmesini beklerken
  • O kadını/adamı beklerken
  • Sinemada, film arasında
  • Konser alanında
  • Sevilen dizinin reklam arasında
  • Futbolda devre arasında
  • Herhangi etkinlikte
  • İşte, molalarda
  • Tuvalette
  • Uykuya dalarken
  • Uykudan uyanınca
  • ...
Biliyorsunuz, her zaman her yerde. Napıyoruz biz? Delirdik mi?
  1. Buzda kayıp düşen 70 yaşındaki teyzenin nesi eğlenceli?
  2. Elindeki mama kaşığını babasının kulağına sokan bebeğin nesi ilginç?
  3. Marketin cam kapısını farketmeyip çarpıp burnunu kıran kadının nesi ilgi çekici?
  4. Trafik kazaları, trafik kazalar...
  5. Kötü kurgulanmış entrikalar...
  6. Kötü oyunculuklar...
  7. Başarısız espriler...
  8. ...
Kendimize sıkılmayı çok görüyoruz, oysa sıkılmak iyidir, sıkılırken bulunur dahice fikirler.

Ya kafanızı kaldırın artık şu bomboş şeylerden.

Hayat geçiyor, her şey geçiyor, sen geçiyorsun.





Evlendim


Burada blogumda, 15 yıldır hemen her konuda düşüncelerimi açık ettiğim gibi evlilik hakkında da yazılar yayınladım. Canım blogum "Sadece aptallar evlenir"den "Bekarlık ahmaklıktır"a kadar çok çeşitli düşünce evrimlerime tanık oldu.

Tüm bu düşünce zigzaglarımın sonucunda, sanırım söylenmesi gereken şu, doğru insanla karşılaşınca evlenmek gerek.

İrem benim için doğru insan, karşılaşınca evlendim <3

İyi ki varsın evimin neşesi.





İstanbul İstanbul

İstanbul'a her geldiğinde "Bu şehirde yaşanmaz" diyenlerdenim.

Şimdi hatunun memuriyeti dolayısıyla en az birkaç yıl bu şehirde yaşamak zorundayım.

Hatunun zorunlu görev süresi dolduğunda Ankara'ya taşınmayı iple çekiyorum.





Planlanmamış yeni hayatım, Ankara

Deprem

Tüm dünyanın duyduğu, üzüldüğü, 6 Şubat Depremi sırasında Kahramanmaraş'ta kendi evimde sekizinci kattaydım. Yalnızdım. Çok uzun sürdü deprem, defalarca pes ettim, "Film buraya kadarmış" dedim. Neyse ki bulunduğum bina yıkılmadı ve fiziksel olarak hiçbir yara almadan çıkabildim. Çok soğukkanlıydım. İş bilgisayarımın da içinde bulunduğu sırt çantamı yanıma almayı akıl edebilecek kadar soğukkanlıydım.

Kar yağmıştı. Kahramanmaraş'ın en soğuk on günü içerisine denk gelmişti deprem. Önümü görebilecek kadar arabamın üzerindeki karı temizledim. Hala güvenli bölgede değildim, arabam binanın hemen önündeydi. Etrafta çılgınca koşturan insanları tehlikeye atmadan, yavaş bir şekilde binadan uzaklaştım. Binadan 20 metre kadar uzaklaşınca ikinci deprem başladı. Felaket filmlerindeki gibiydi. Arabamı boş bir araziye çektim. Artık güvendeydim. 

Anne babam şehrin diğer ucunda yaşıyordu. Babamı aradım, evden çıkmışlardı. Güvenli bir yere geçmeleri için uyardım. Depremin tekrarlayacağı veya artçılarının olacağı aşikardı.

Yaklaşık bir saat sonra trafik biraz olsun rahatladı. Artık annemlere doğru yola çıkabilirdim, tam bu zamanlarda telefonlar çekmemeye başladı. Tüm GSM operatörleri sınıfta kaldı. Hiçbiri çekmedi. O telefonlar çekseydi binlerce insan sağ kurtulabilirdi.

Annemlerin yanına ulaştığımda ablamlar da annemlere gelmişti. O günü kah arabalarda ısınmaya çalışarak, kah dışarıda ateş başında geçirdik. Ne kadar dikkat etsek de hiç durmayan yağmur yüzünden sırılsıklam ıslandık. Birkaç saat sonra akaryakıt istasyonları hizmeti kesti. Binlerce lira vermeye razı olsan bile bir litre benzin bulamıyordun. Bu yüzden arabaları ısıtıp, kapılarını hiç açmayarak ısıyı içerde muhafaza etmeye çalışıyorduk. Biz yetişkinler belki ölmezdik bu soğuktan ama yeğenlerim vardı.

Sonra toplanma yeri buldum. Bir spor salonu, ailemi oraya taşıdım. Çünkü o soğukta, arabalarda işimiz çok zordu. Dinlenemeyeceğimiz için sinirlerimiz daha gergin, kaslarımız daha işlevsiz olacaktı. Depremden sonraki ilk gece spor salonunda uyuma fırsatımız oldu.

Şehirden çıkma planları yapıyordum ama toplanma yerine giderken de yakıtımız epey azalmıştı. Telefonun çektiği birkaç nokta keşfettim. Her fırsatta oraya yürüyüp birkaç telefon görüşmesi yaptım. Sağ olsunlar çalıştığım firma olan Tekrom Teknoloji'den ulaştılar. Beni ve geniş ailemi şehirden çıkarmak için planlar yaptık. Toplanma yerlerinde salgınlar olmaya başlamıştı. Özellikle küçük çocuklar ateşli hastalıklar geçiriyorlardı. Artık şehri terk etmek zorundaydık.

Annemleri ikna etmek kolay olmadı. Nihayet beşinci gün çalıştığım firmanın uzaktan organize ettiği bir otobüse binip Ankara'ya doğru yola çıktık. Arabaları ve diğer birçok şeyi Kahramanmaraş'ta bıraktık, sonra döner alırız diye düşündük.

Ankara

Kalabalıktık. Anne babam, iki ablam, eşleri ve çocukları. On üç kişiydik. Şirketin kurduğu bağlantılar sonucunda şehrin dışında tek katlı bir yazlık ev ayarlandı, binalardan uzakta, üç aile bir arada yaşamaya başladık, inanın bu çok zor. Hem travmamızdan dolayı birbirimizden uzaklaşmak istemiyoruz hem de duygusal iniş çıkışlar yaşıyoruz. Tüm bunlardan dolayı birbirimizle geçinemiyoruz. Tüm kalabalık ailelerden benzer hikayeler dinledik.

Bu şekilde iki ay yaşadıktan sonra Kahramanmaraş'taki evlerimizin hasarsız olduğunu öğrendik. Anne babam bu haberden sonra Ankara'da hiç kalmak istemediler. Bir an önce evlerine gitmek istiyorlardı. Bir çocuğu ikna eder gibi birkaç hafta ikna etmeye çalıştım onları, ancak bu kadar direnç gösterebildim. Gitmekte kararlıydılar. Durumu kabullendim ve onları bırakmak için Kahramanmaraş'a yola çıktık. Bir gün Kahramanmaraş'ta kaldım sonra Ankara'ya döndüm.

Artık Kahramanmaraş'ta kalamazdım çünkü tanıdığım insanların yarısı ölmüştü, diğer yarısı şehri terk etmişti. Depreme gece yakalandığım için uyuyamıyordum vesaire. Zaten kendi şehrimdeyken de yalnız yaşadığım için annemlere uzun uzun durumu anlatmam gerekmedi. Henüz Kahramanmaraş'a doğru yola çıkmadan "Ben Ankara'ya yerleşeceğim" dedim. Sağ olsunlar ikiletmediler.

Yeni ev, yeni hayat

Ankara'da güzel, sakin bir semtte ev tuttum.

Yaklaşık 7 aydır Ankara'dayım. Arkadaş edinmem gerekiyor. Karşıma çıkan her fırsatı değerlendirip topluluklara dahil oluyorum.

Piknik etkinliklerine katılıyorum

Yazılım etkinliklerine katılıyorum

Bilardo kursu veriyorum

Kısa film topluluklarına katılıyorum


30 yaşından sonra arkadaş edinmek pek kolay olmuyor.